SIKÇA SORULAN SORULAR


S1 : Dünyanın petrol ambarı olarak nitelenebilecek Orta Doğu ile aynı coğrafyada bulunan Türkiye’nin, neden aynı petrol zenginliğine sahip değildir?

C1 : Ülkemizdeki petrol üretiminin tamamına yakını Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden sağlanmaktadır. Bu bölgemiz Alp – Himalaya Dağ Kuşağı’nın hemen güneyinde bulunmakla birlikte onun dışında kalır ve jeolojik olarak Arap Levhası’na dahildir. Ancak bu bölgemiz dahi, jeolojik olarak, Arap Yarımadası’na bire bir benzemez ve o yüzden bizdeki petrol sahaları çok daha küçüktür.

Komşu ülkelerde petrol üretimi yapılan formasyonların önemli bir bölümü veya benzerleri Güneydoğu Anadolu bölgemizde de yer almaktadır. Ancak bu formasyonlar yer yer yüzeyde yer almaları nedeniyle atmosferik ve meteorik koşullara açık durumda bulunduklarından hidrokarbon depolanması yönünden olumsuzluklar yaratmaktadır. Genelde küçük ölçekte korunmuş hidrokarbon rezervuarları bulunabilmekte, ancak kısa bir üretim safhasını takiben suya dönüşebilmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yeni ve daha derin rezervlerin arama çalışmaları devam etmektedir. Bunun dışında, diğer bölgelerimizde ve Alp tektonizması sonrası gelişmiş genç havzalardaki arama çalışmaları da sürdürülmektedir. Fakat şimdiye kadar, Trakya Bölgesi haricinde ümit vaat eden bir keşif yapılamamıştır. Diğer taraftan denizlerimizde, özellikle Karadeniz’de önemli petrol potansiyelinin bulunduğu tahmin edilmektedir.

S2 : Ülkemizde petrol aramalarına ne zaman başlanılmıştır? Ekonomimizin ve kalkınmamızın çok önemli temel girdilerini oluşturan petrol ve doğal gazın öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan sağlanması amacıyla arama ve üretim faaliyetleri yeteri kadar sürdürülmekte midir?

C2 : Ülkemiz petrol aramacılığında; 20 Mayıs 1933 tarihinde 2189 sayılı Yasa ile, “Petrol arama ve İşletme İdaresi” kuruluncaya kadar cumhuriyetin ilk yıllarında ciddi bir faaliyet olmamıştır. İlk olarak Mardin İli’nin Midyat ilçesine bağlı Baspirin bucağı yakınlarında 13.10.1934 ile 15.6.1936 tarihleri arasında BASPİRİN 1 arama kuyusu açılmıştır. 1935 yılında MTA’nın kurulması ile aramacılık faaliyetleri hız kazanmış ve 1939 yılında Raman’da kuyular açılmaya başlanmış ve 1945 yılında ilk petrol keşfi gerçekleştiriliştir. 1954’den sonra petrol faaliyetleri devlet adına TPAO tarafından yürütülmeye başlanmıştır..
 

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de petrol arama faaliyetleri, riskli ve pahalı yatırımlardır. Arama yatırımlarının riskli olmasını açılan kuyulardaki başarı oranı ve bulunan sahaların büyüklüğü belirlemektedir.
 

2004 yılı sonuna kadar ülkemizde ...... adedi yabancı olmak üzere toplam .... şirket arama faaliyetinde bulunmuşlardır. 2004 yılı sonuna kadar toplam 3554 ekip/ay jeolojik etüt yapılmış ve 248.000 km iki boyutlu, 5850 km2 üç boyutlu sismik etüt gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonunda 1684 adedi arama-tespit kuyusu olmak üzere toplam 3140 adet kuyu açılmıştır. Bu çalışmaların sonucu olarak ülkemizde 123 ham petrol ve 28 doğal gaz sahası keşfedilmiştir.
 

Yapılan arama faaliyetleri genel olarak Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Trakya’da yoğunlaşmıştır. Petrol oluşumuna elverişli diğer havzalarda da arama faaliyetleri umutlu alanlara kıyasla az olmakla birlikte sürdürülmekledir. Devlet adına müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkına sahip TPAO, petrol ve doğal gazın öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan karşılanmasının gerekliliğinden hareketle, tahsis edilen bütçeler dahilinde, hidrokarbon potansiyeli ispatlanmış bölgelerin yanı sıra henüz aranmamış yörelerimizde de imkanlar ölçüsünde faaliyetlerini sürdürmektedir.
Diğer taraftan yurtiçinde arama yatırımlarının arttırılması, risk paylaşımı, know-how, teknoloji, yabancı sermayenin ülkemize transferi amacıyla ve daha geniş alanlarda arama faaliyetlerinde bulunmak üzere; kara alanlarının yanısıra denizlerde de faaliyetlerde bulunmak üzere yabancı petrol şirketleri ile “Ortak Petrol Arama” anlaşmaları yapılmaktadır.

S3 : Türkiye Petrolleri A.O.’nın ülkemiz petrol aramacılığındaki yeri ve önemi nedir?

C3 : Ülkemizdeki petrol faaliyetleri 6326 Sayılı Petrol Kanunu ile düzenlenmiş olup, anılan kanunun 6. maddesi ile “müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına TPAO na aittir. Bu çerçevede ülkemizdeki arama, sondaj faaliyetlerinde TPAO nın sektördeki büyük ağırlığı açıkça görülmektedir. Örnek olarak, 2004 yılı arama saha faaliyetlerinin %95’i, yapılan sondajların tek başına % 37’si ve yabancı şirketlerle ortak olarak %14’ü ve toplam ham petrol üretiminin % 68’i, doğal gaz üretiminin ise % 56’sı TPAO tarafından gerçekleştirmiştir.

TPAO, yurtiçi üretimini arttırmak üzere, yatırımlarını; mevcut üretim sahalarının kapasitelerini yükseltmeye ve arama faaliyetlerini yeni alanları da içerecek şekilde arttırmaya yönelik çalışmaları sürdürmektedir.

S4 : Ülkemizde petrol yataklarının rezervleri ne kadardır? Bu yataklar nerelerde bulunmaktadır? Yıllık petrol üretimimizin ne kadarı yerli ne kadarı yabancı şirketler tarafından yapılmaktadır?

C4 : Ülkemizde bu güne kadar keşfedilmiş ham petrol sahalarının 2004 yılı sonu itibariyle toplam kalan üretilebilir rezervi 40.911.190 metrik tondur. Ham petrol rezervlerinin; % 99,55’i Güney Doğu Anadolu bölgesinde, % 0.30’u Marmara Bölgesinde ve % 0.15’i ise Akdeniz Bölgesinde bulunmaktadır. Ham petrol Rezervleri; Güney Doğu Anadolu bölgemizde, Batman, Diyarbakır, Adıyaman ve Mardin illerimizde yoğunlaşmış olup, Marmara bölgesinde Kırklareli ve Akdeniz bölgesinde ise Adana illerimizde küçük rezervler bulunmaktadır.

2004 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir doğal gaz rezervlerimiz 7.403.688.526 m3 dür. Doğal gaz rezervlerimizin % 56’sı Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki Diyarbakır ve Mardin illerinde, % 44’ü Marmara bölgesindeki Tekirdağ, Kırklareli ve İstanbul il sınırları içinde yer almaktadır.

2004 yılı içinde 2.275.530 metrik ton ham petrol üretimi ve 707.008.763 m3 doğal gaz üretimi yapılmış olup, ham petrolün % 68’i yerli, % 32’si yabancı; doğal gaz üretiminin ise % 61’i yerli, % 39’u yabancı şirketler tarafından gerçekleştirilmiştir.

S5 : Petrol arayan yabancı şirketler petrol bulduğu birçok kuyuyu çeşitli sebeplerle kapattıkları iddia edilmektedir. Hangi gerekçeler ile bu kuyular kapatılmaktadır?

C5 : Ülkemizde boş bulunan arama alanlarına Petrol Kanununda ve Tüzüğünde belirtilen şartları taşıyan yerli ve yabancı her şirket başvurma hakkına sahiptir. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Kanunun 4. madde hükümlerine göre tüm başvuruları değerlendirerek sonuçlandırmaktadır.

Arama ruhsatına sahip şirketler büyük paralar harcayarak yaptıkları jeolojik-jeofizik-jeokimyasal çalışmalar sonucunda belirledikleri noktalarda kuyu açmaya karar vermektedirler.

Bu karar yapılan tüm çalışmaların detayını, hedeflerini, sondaj sırasında hangi metrelerde hangi işlemlerin yapılacağını belirten kapsamlı bir kuyu programı ile PİGM’ne sunulur.

Kuyuya başladıktan sonra yapılan işlemleri, inilen derinlikleri, kesilen formasyonları belirten günlük ve haftalık raporlar PİGM’ne gönderilir.

Kuyunun tamamlanmasını takiben Petrol Kanunu ve Tüzüğü gereği ayrıntılı olarak yapılan tüm teknik işlemleri, programla olan benzerlik ve uyuşmazlıkların nedenlerini, alınan logları, karotları, kırıntıları ve yorumları içeren kapsamlı bir kuyu bitirme raporu PİGM’ne gönderilir. Söz konusu raporda: Ekonomik miktarda bir bulguya rastlandıysa yapılan test sonuçları ve üretime almak için yapılan operasyonlara ait bilgiler ile, eğer hidrokarbon bulunmayan kuyunun terk edilmesi söz konusuysa, bunun gerekçeleri belirtilerek terk bilgileri yer alır.

Ekonomik bir bulguya rastlandıysa PİGM’ne ayrıca keşif başvurusuda yapılır.

Petrol bulunmayan petrol arama ruhsatnamelerinin süresinin bitmesini takiben 1 yıl süre ile aynı şirket tarafından tekrar alınması kanunen mümkün değildir. Bu nedenle arama ruhsatlarını sahada petrol keşfi yapılmadığı takdirde süresiz olarak aynı şirket veya şirketler uhdesinde kalması söz konusu değildir. Petrol veya doğal gaz varlığı tespit edilmiş ekonomik işletmeye elverişli bir arama kuyusunun şirket tarafından iddia edildiği gibi kapatılması, ileride bu kuyu ile ilgili olarak o şirketin tasarruf hakkı da kaybolduğundan mümkün değildir. Kaldı ki daha önce bahsedildiği gibi şirketin yapmış olduğu tüm çalışmalar Petrol işleri Genel Müdürlüğünce takip edilmekte alınan bilgiler Petrol Kanunu kapsamınca Genel Müdürlüğün arşivlerinde kullanıma açık hale getirilmektedir. Zaten bir kuyunun kapatılması o günkü teknolojik şartlar içinde testler yapılması , ve kuyudan alınan verilerin değerlendirilmesi neticesinde ekonomik miktarda üretim sağlanmaması durumunda emniyet ve çevre açısından kanuni bir zorunluluktur.

Günümüzde ortalama 2000 metre derinlikteki 1 arama kuyusunun maliyeti 2 milyon ABD Doları civarındadır. Sondaj öncesi yatırımlarla bu rakam 4-5 milyon ABD Dolarını bulabilir. Bu parayı harcayan yerli veya yabancı bir şirketin ekonomik bir keşif yaptığı kuyuyu kapatması düşünülemez. Kaldı ki azami 8 yıl süren ruhsat süresi sonunda sahayı kaybedecek ve başka bir şirket PİGM’deki ücretsiz ulaşabileceği kayıtları inceleyerek o kuyunun haklarına sahip olabilecektir.

Kuyuların kapatılmasının tek nedeni ekonomik olmamasıdır. Bulunan petrol veya gaz gizlenemez.

Bazı kuyulardan ilk yapılan testlerde petrol veya gaz gelişi görülebilir. Fakat bu her zaman orada işletilebilir miktarda petrol bulunduğunu göstermez. Ancak üretim testleri olumlu sonuç verirse kuyu üretime konulabilir. İlk testlerde gelen petrol ve gaz çok çabuk bitebilir ve kuyu suya tahvil eder. O taktirde de o kuyu kapatılarak terk edilir.

S6 : Petrol kaynakların çıkarılmasını ve işletilmesine etki eden faktörler nelerdir?

C6 : Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizdeki petrol faaliyetlerini etkileyen bazı faktörler vardır.
1-Jeolojik bakımdan ümitli alanların varlığı,
2-Üretilecek petrolün maliyeti,
3-Dünya petrol piyasasında fiyatların dalgalanması,
4-Yatırım teşviklerinin mevcudiyeti,
5-Toplam vergi yükü(devlet hissesi,gelir ve kurumlar vergileri),
6-Sermaye transferlerinin serbestliği,
7-Bürokrasinin işleyişi ve mevzuatta kolaylık,
8-Ülkedeki istikrar.

S7 : Bilinen sahaların üretimini arttırmak için ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

C7 : Petrol sahalarımızda üretimi arttırmak amacı ile, dünyada kullanılan bütün bilimsel metotlar ve teknolojik gelişmeler yakından takip edilerek, petrol kuyularının verimliliğinin arttırılması güncel olarak izlenmektedir.

Petrol sahalarımızda üretimi arttırmak amacıyla yapılan çalışmaları iki grupta toplayabiliriz: İlk grupta, kuyu bazında ve kuyunun üretim yaptığı yakın civarındaki formasyonun özeliklerini iyileştirmek amacıyla yapılan, uygulanabilirliği hem teknik hem de ekonomik olarak kolay olan metotlar yer alır. Bunlar kısaca; kuyularda yapılan yeniden tamamlama operasyonları, asitleme, çatlatma operasyonları ve kuyunun verimliliğine uygun pompa tipinin belirlenmesi ve dizayn edilmesi olarak sınıflandırılabilir.

İkinci grupta ise, rezervuar özelliklerini ve rezerv miktarını doğru bir şekilde belirleyebilmek amacıyla detaylı saha çalışmaları yapmak ve rezervuar özelliklerine, rezerv miktarına göre uygun üretimi arttırıcı projelerin geliştirilmesi yer almaktadır. Bu yöntemler; rezervuarlara su, CO2 gazı ve buhar enjekte etmektir. İkincil üretim teknikleri olarak ta isimlendirilen bu metotlarla rezervuara müdahale edilerek, rezervuarın kendi şartlarıyla, elde edilebilecek üretiminden fazlası sağlanmaya çalışılmaktadır. Fakat bu metotların uygulanabilir olması için her şeyden önce ekonomik olmaları gerekmektedir. Çünkü bu tür metotlar büyük yatırımlar gerektiren, uygulanması oldukça pahalı yöntemlerdir.

İkincil üretim metotlarını uygulamak için rezervuarın fiziksel özellikleri ve petrolün özelliklerinin uygun olmasının yanı sıra ekonomik olması için de rezervuardaki yerinde petrol miktarının fazla olması gerekmektedir. Petrol üretim sahalarımıza baktığımızda pek çoğu yerinde petrol rezervi olarak küçük sahalardır.

Batı Raman gibi büyük bir rezerve sahip ağır petrol sahamızda (11-13 API) ise 1986 yılından beri CO2 enjeksiyonu uygulanmaktadır. 1961 yılında keşfedilen Batı Raman sahasında yerinde petrol miktarı 1.85 milyar varildir. 1986 yılına kadar rezervuarın kendi enerjisi ile üretim yapılarak sahada toplam 32 milyon varil petrol üretimine ulaşılmıştır. Bu da yerinde petrolün % 1.7’lik kısmını oluşturmaktadır. Rezervuarın kendi enerjisi ile, yerinde petrolün ancak % 2’lik kısmının alınabileceğinin anlaşılmasından sonra 1986 yılında Dünya Bankasından alınan kredi ile, Türk Mühendis ve işçilerinin emeği ile CO2 enjeksiyonu projesine başlanmıştır. Batı Raman sahasının 80 km. uzağında bulunan Dodan CO2 sahasında çıkarılan gaz, boru hattı ile Batı Raman sahasına getirilmekte ve buradaki enjeksiyon kuyularından basılmaktadır. Proje başlangıcında 1500 varil / gün olan petrol üretimi, 1993 yılında 13 000 varil / gün’lük debiye ulaşmıştır. İkincil üretim yöntemi uygulanmasa üretim yapılamayacak olan sahada bugün halen 6400 varil / gün’lük bir debi ile üretim sağlanmakta ve CO2 gazını rezervuarda daha fazla tutabilmek için, su enjeksiyonu denenmekte ve pilot bir bölgede de polimer enjeksiyonu deneme çalışmaları devam etmektedir.

Batı Kozluca ağır petrol sahasında da, Batı Raman’dakine benzer bir CO2 + Su enjeksiyonu projesi uygulanmaya başlanacaktır. Rezervuardan kendi enerjisi ile petrolün ancak % 5’inin üretilebileceği sahadan uygulanacak proje ile bu oranın % 10’a kadar yükseleceği tahmin edilmektedir.

Rezervuarlarımızın büyük bir kısmı aktif su itimine sahiptir. Garzan gibi su itiminin olmadığı, uygun petrol ve formasyon özelliklerine sahip sahalarımızda petrolün su ile ötelenmesi işlemi yapılmaktadır. 1956 yılında keşfedilen Garzan B ve C sahalarında 1961 yılından beri su enjeksiyonu yapılmaktadır. İki sahada yerinde petrol miktarı toplam 300 milyon varildir. Rezervuarın kendi enerjisi ile üretime devam edilse yerinde petrolün maksimum % 2.5’luk kısmı alınabilecekken, 1961 yılında başlayan su enjeksiyonu ile bu oran bu gün % 15’e yükselmiştir. Diğer taraftan N.V.Turkse Perenco Şirketi’nin Bektaş, Beykan, Kurkan, Kayaköy, Malatepe, Doğu Yatır ile aynı şirketin TPAO ile ortak olduğu Kastel sahalarında aynı yöntem uygulanarak üretimin düşmesi ve/veya arttırılması çalışması sürdürülmektedir.

Günün teknolojik gelişmeleri ve bilimsel çalışmalar yakından takip edilerek eldeki maddi olanaklar dahilinde üretimi arttırmak için her türlü bilimsel çalışma ve uygulama yapılmakta ve bunların sonuçları uluslararası bilimsel kongrelerde tartışılmaktadır.

S8 : Petrol aranması büyük mali yatırım gerektirdiğine göre alınan risk katlanılmaya değer midir?

C8 : Petrol aramacılığında 10 kuyudan 1’inde keşif gerçekleştirilmesinin başarı kabul edildiği ve 2000 metrelik bir kuyunun ortalama 2 milyon ABD Dolarına mal olduğu göz önüne alınırsa, bu tip yatırımların büyük risk oranı taşıdığı ortaya çıkar. Ancak bu risk, ekonomik keşif halinde büyük karlılık içermesi nedeniyle katlanmaya değerdir. Bu nedenle, bir kuyu açılmasına karar verilmeden önce, sondaj maliyeti, işletme giderleri ve elde edilebilecek olası rezerv miktarlarına göre ekonomik değerlendirme çalışması yapılmakta ve bu çalışmanın sonucunda, öncelikle Net Bugünkü Değer (NPV) ve İç Karlılık Oranı (IRR) olmak üzere, Geri Ödeme Süresi ve Yatırım Verimliliği gibi kriterler de göz önüne alınmaktadır. Ayrıca sonuçlar duyarlılık ve risk analizleri ile de desteklenerek başarı şansına ve risk edilen yatırım tutarına göre projelere girilmesine özen gösterilmektedir.

S9 : Petrol politikası devlet politikası olmalımıdır?

C9 : Bilindiği üzere, petrol politikalarının oluşumunda ve gelişmesinde petrolün aranıp , bulunması, üretilmesi, taşınması, rafine edilmesi ve petrol ürünleri olarak pazarlanması süreçlerinin her birinin kendine özgü politikalarının analiz edilmesi ve daha sonra bütünleştirilerek genel bir devlet politikası haline dönüştürülmesi gerekir.

20. yüzyılın son on yılında en önemli gelişme, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucunda dünya siyaset sahnesinde Hazar Bölgesinin petrol ve doğal gaz potansiyelinin yeniden büyük önem kazanması ile tarih ve kültür birliği içinde olduğumuz Türk Cumhuriyetleri ile kucaklaşma imkanına kavuşmamızdır. Bugün, Hazar, Orta Asya ve Orta Doğu Bölgesi’nde işbirliği ortamının oluşturulması, enerjiye ve enerji kaynakları içerisinde en büyük paya sahip petrol ve doğal gaza bağlıdır.

Zengin Hazar Bölgesi hidrokarbon kaynaklarının dünya pazarlarına taşınmasında Türkiye; anahtar bir rol oynamakta, bölge ülkelerinin uluslararası pazarlara açılmasına yardımcı olacak doğal bir enerji köprüsü konumunda bulunmaktadır.

Bu bağlamda ulusal bir kuruluş olan TPAO, dünya petrol ve doğal gaz piyasalarındaki gelişmeleri de dikkate alarak çeşitli komşu ülkelerle petrol ve doğal gaz bağlantıları gerçekleştirmiş, zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının çıkartılması ve işletilmesi konularındaki projelerde çeşitli konsorsiyumlara ortak olmuştur.

Uluslararası petrol şirketi olma sürecinde olan TPAO, aynı hedef doğrultusunda aktif olarak Azerbaycan, Kazakistan ve Libya’da faaliyetlerini sürdürmektedir. Ayrıca, Türkmenistan, Irak ve Suriye’de de faaliyetlerde bulunmak üzere temaslarına yoğun bir şekilde devam etmektedir. TPAO, Hazar havzasında, Azerbaycan’da önemli arama ve üretim projelerine dahil olarak bu alanda önemli görevler yapmaktadır.

Ülkemiz için son derece önemli olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham petrol Boru Hattı Projesi’ne Türkiye Petrolleri A.O. katılmıştır. Söz konusu proje Hazar Bölgesi’nde üretilecek ham petrolün dünya pazarlarına taşınmasında ekonomik ve stratejik açılardan en elverişli proje olma özelliğini taşımaktadır. Büyük yatırım gerektiren bu önemli projelerle Hazar Havzası’na yönelik ulusal politikalarımızın yaşama geçilmesinde çok önemli ve etkin bir görev üstlenilmektedir.

S10 : Türkiye Cumhuriyeti’nde üretilen petrol miktarı ne kadardır ? Üretilen petrol Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu oranın ne kadarını karşılamaktadır?

C10 : Ülkemiz’de 2004 yılında 2 275 530 ton ham petrol üretilmiştir. 2004 yılında ithal edilen ham petrol miktarı ise 23 830 052 tondur. 2004 yılı itibariyle ülkemizde çıkarılan petrolün ülke ihtiyacını karşılama oranı % 8.7 ‘dir.


Copyright ©2007, PİGM Bilgi İşlem. Tüm hakları saklıdır.